20. Karaburun Bilim Kongresi’nde Kurye Mücadelesi İlk Kez Bağımsız Bir Oturumda: “Platform Ekonomisinde Emek”

3-5 Eylül 2026 tarihlerinde Karaburun/İzmir’de düzenlenen 20. Karaburun Bilim Kongresi, bu yıl “emek/emekçiler” temasıyla bir araya geldi. Kongre afişinde Yüksel Arslan’ın 1972 tarihli “Arture 167, Kapital XVI (Özel Mülkiyet)” tablosunun kullanılması da bu temaya güçlü bir görsel referans oldu. Sınıf ilişkilerini, üretim süreçlerini ve toplumsal mücadeleleri geniş bir yelpazede tartışmaya açan kongrede; emek teorilerinden dijitalleşme ve yapay zekânın emek üzerindeki etkilerine, kadın ve bakım emeğinden göçmen, LGBTİ+, engelli ve mahkûm emeğine, sendikal mücadeleden dayanışma ekonomilerine uzanan çok sayıda başlık ele alındı.

Kuryeler de bu yıl kongredeydi — üstelik kongrenin 20 yıllık tarihinde ilk kez, kurye mücadelesini konu alan bağımsız bir oturumla. 5 Eylül Cumartesi günü Karaburun Belediyesi Gençlik Merkezi’nde, Aydın Arı yürütücülüğünde gerçekleştirilen “Platform Ekonomisinde Emek: Kuryelik, Güvencesizlik ve Örgütlü Mücadele” başlıklı B8 oturumu, platform ekonomisinin Türkiye’deki en görünmez emek biçimlerinden birini akademinin ve sahanın ortak zeminine taşıdı.

Kubilay Çelik — Kapitalizm, Güvencesizlik ve Uberleşen Emek

TEHİS Başkanı Kubilay Çelik, esnaf-kuryeliği bireysel bir tercih değil, kapitalizme içkin güvencesizleştirme süreçlerinin güncel bir görünümü olarak ele aldı. Platform şirketlerinin kendilerini “teknolojik aracı” olarak tanımlayarak işveren yükümlülüklerinden kaçtığını, işçilerin uğradığı kaza ve ölümlerde dahi hiçbir sorumluluk üstlenmediğini; buna karşılık kuryelerin işin ve emek gücünün yeniden üretimiyle ilgili tüm maliyeti kendilerinin karşılamak zorunda kaldığını vurguladı.

Çelik, bu tablonun yalnızca teknolojiyle açıklanamayacağını, formel işgücü piyasasındaki bozulma, düşen ücretler ve artan işsizliğin platform şirketlerinin büyümesi için zemin hazırladığını belirtti. “İşin Uberleşmesi” olarak adlandırdığı bu sürecin kargo, sağlık ve eğitim gibi başka sektörlere de yayıldığını, esnaf-kuryelerin “yanlış bilinçli” bir kesim değil, güvencesizleştirmenin bizzat öznesi olan emekçiler olduğunu ifade etti.

Büşra Kocakaya — “Esnaf Kuryelik”: Yalanlar ve Gerçekler

İzmir Kurye Dayanışması’ndan, kendisi de bir kadın esnaf-kurye olan Büşra Kocakaya, esnaf-kuryeliğin şirket kurma, muhasebeci tutma, motosiklet sahipliği, P1 belgesi, üst kutu tescili gibi baştan yüklenen maliyetlerle başladığını; üniforma, benzin, bakım-onarım ve trafik cezası gibi giderlerin de tamamen kuryeye bırakıldığını anlattı. “Kendi hesabına çalışan” tanımı yüzünden kuryelerin sendika ve toplu sözleşme hakkından mahrum kaldığını, buna karşın Bağ-Kur primlerini kendi ceplerinden ödemek zorunda olduklarını belirtti.

Kocakaya, kuryelerin ortopedik ve solunum yolu rahatsızlıklarına, yoğun iş kazalarına ve algoritmik denetime (anlık konum takibi, kolay “hesap deaktivasyonu”) maruz kaldığını aktardı. Kadın kuryelerin bu koşullara ek olarak güvenlik kaygısı, gece çalışma riskleri ve cinsiyetçi tutumlarla karşılaştığını; koruyucu ekipmanların bile kadın bedenine göre üretilmediğini belirterek kota zorunluluğu, riskli bölge reddi hakkı ve ücretli regl izni gibi hak temelli taleplerin acil olduğunu vurguladı.

Mesut Çeki — İki Teker Üstünde Örgütlenme ve Dayanışma Pratikleri

Derneğimiz adına söz alan Mesut Çeki, pandemiyle görünürleşen kurye mücadelesinin izini sürdü. Ağır güvencesizlik koşullarının ve iş cinayetlerinin moto kuryeliği yalnızca “riskli bir iş” değil, sistematik olarak yüksek ölüm riski üreten bir emek rejimine dönüştürdüğünü anlattı; kuryelerin bu ölümlerin ardından “Ölmek İstemiyoruz” basın açıklamaları düzenlediğini, cenazelerde adalet konvoyları gerçekleştirdiğini ve ailelerle birlikte mahkemelerde adalet aradığını — yani hem yaslarını tutarken hem yaşam haklarını savunduklarını vurguladı. Derneğimizin 2022’den bu yana yayınladığı Moto Kurye Ölümleri Raporları’nın da bu emek rejimini görünür kılma çabasının bir parçası olduğunu belirtti.

Çeki ayrıca site girişlerindeki ayrımcı uygulamalara, dijital ağlar üzerinden örgütlenen ücret protestolarına ve TEHİS’in esnaf-kuryelerin işçi sayılması için sürdürdüğü davaya değindi. Afet dönemlerinde kuryelerin gönüllü yardım taşımacılığı ve gıda-ilaç dağıtımıyla dayanışma ağları kurduğunu, sosyal medya üzerinden anlık hak ihlali paylaşımlarıyla da görünürlük ve dayanışma ürettiklerini aktardı.

Başak Kocadost — Küresel Platform Şirketlerine Karşı Emeğin Kolektif Gücünü Örgütlemek

Başak Kocadost, platformlaşmayı yeni bir teknolojik yenilik değil, kapitalizmin tarihsel emek kontrol mekanizmalarının güncellenmiş bir biçimi olarak tanımladı. Algoritmik denetim ve performans puanlamasının işçileri sürekli daha hızlı çalışmaya zorladığını, parça başı ödeme ve bonus sistemlerinin ortak çalışma koşullarını görünmez kılarak kolektif bağları zayıflattığını anlattı.

Kocadost, Getir ve Trendyol Go’yu bünyesine katan Uber ile Delivery Hero gibi 70’ten fazla ülkede faaliyet gösteren şirketler karşısında ulusal sendikal reflekslerin tek başına yetersiz kaldığını vurguladı. Avrupa, Latin Amerika ve Asya’daki grev, boykot ve iş bırakma örneklerini paylaşarak, mahkemelerin bazı ülkelerde platform çalışanlarını “işçi” olarak tanımaya başladığını, ancak bu kazanımların şirketlerin hızlı karşı hamleleri karşısında yetersiz kaldığını; ihtiyacın parçalı düzenlemelerde değil emekçilerin kolektif gücünde olduğunu ifade etti.

Soru-Cevap

Katılım sayıca sınırlı kalsa da soru-cevap bölümü gerçekten zengin geçti; kuryelerin saha deneyiminden çıkarılabilecek örgütlenme derslerinden müşterileri hak mücadelesine ortak etme yollarına, esnaf-kuryelerin işçi statüsü kazanmasına zemin hazırlayacak emsal dava süreçlerinden uluslararası kurye hareketleriyle deneyim aktarımına kadar pek çok konu tartışıldı.

Farklı oturumlara katılım ve kongre boyunca birlikte geçirilen zaman, platform işçiliği ve kuryelik deneyimi üzerine alınan sözler kurye mücadelesinin akademiyle kurduğu bu yeni temasın dayanışma temelinde sürmesi için umut vericiydi.